tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(O kimseler ki imân etmişler,) yani Hazret-i Muhammed (asm)’a indirilen vahy-i İlahinin tümünü birden kalben tasdik edip dil ile ikrar etmişler (ve imanlarına bir zulmü) herhangi bir şirki (bulaştırmamışlardır. İşte) asıl (korkudan) ebedî azaba düşme endişesinden (emin olmak, onlara) halis imâna sahip olan zatlara (aittir.) Onların istikballeri güven içindedir. (Ve hidâyete ermiş olanlar da onlardır.)
(En’am, 6/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Ellahu Teala şöyle buyurdu: Ey Adem oğlu, infak et (malını hayır yolunda sarfet ki) sana da infak olunsun. (Ellah sana karşılığını hem bu dünyada ve hemde ahirette versin.)
(Buhari, tevhid 35, Müslim, Zekat 36)
Dualardan
Ya İlâhî! Sûrî ve ma’nevî bütün güçlüklerimizi kolaylıklara tebdîl, memleketimizdeki maddî ve ma’nevî buhranları huzûr ve sükûna tahvîl buyur.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.
Sözler

ŞİRK VE TEVHÎD

11.12.2020

#CumaDersi

 

Şirk: Tevhîde münâfî olan her şeye denir.[1] Ellâh’tan başkasını, ibâdetinde Ellâh’la birlikte şerîk kılmak.[2] Cenâb-ı Hak ile birlikte rubûbiyyet, ulûhiyyet, esmâ ve sıfâtında nid ve benzeri ittihâz etmek, Tevhîd-i İlâhî’de (yani ef’âl, esmâ, sıfât, şuûn ve zâtında) Ellâh ile berâber başkalarını şerîk koşmaktır.[3]

Şirk, dünya ve ahirettte şekâvet ve azaba sebebtir. Tevhîd inancı ise; ahiret saadetine vesile olduğu gibi; dünyevî saadete de medârdır. O halde bir insan, dünyevî ve uhrevî saadete nail olmak istiyorsa; tevhîd-i hakîkîyi elde etmelidir. Tevhîd-i hakîkî ise, tekvînen ve teklîfen Cenab-ı Hakk’ın zatında, şuunatında, sıfatında, esmasında ve ef’alinde bir olduğunu; şerîki, nazîri, misli, mesîli, zıddı, niddi olmadığını tasdîk ve ikrâr etmektir.

Ehl-i necat olabilmek için yalnız tekvînî olarak tevhîd-i Zat’ı kabul etmek kâfi değildir.  Tevhîd-i Zat’la beraber tevhîd-i ef’al, tevhîd-i esma ve tevhîd-i sıfatı da tasdik etmek lazımdır.  Keza teklîfî olarak da tevhîd-i hakîkîyi kabul etmek şarttır. Kureyş müşrikleri, tekvînî olarak tevhîd-i Zat’ı kabul ediyorlardı. Ancak teklîfî olarak putları Ellah’a şerîk koşuyorlardı ve  Risâlet-i Muhammediye (asm)’ı inkâr ediyorlardı.[4] Ellah’ın Zat’ını kabul etmeleri, onlara bir fâide sağlamadı. Onları müşrik olmaktan ve ebedî Cehennem’den kurtaramadı.

Bir insan, bütün kâinatı tekvînen Ellah’a verdiği ve Zat-ı İlahiyi kabul ettiği halde; ef’al, esma ve sıfatında O’na şerîk koşsa bu inanç, kendilerini ebedi Cehennem’den kurtaramaz. Keza herhangi bir rükn-ü imanînin bir cüz’ünü, mesela bir hükm-ü Kur’aniyi inkâr etse, şirk ve küfre düşer; Cehennem-i ebedîye müstehak olur. Keza bütün peygamberleri kabul ettiği halde, ahir zaman Peygamberi Hazret-i Muhammed (asm)’ı kabul etmese; küfrün ebedi zulümâtına sukût eder. Zira tekvin ve teklif birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İman ve tevhîd ise, tekvînî ve teklîfî bütün emirlerin Ellah’a aid olduğunu ve O’ndan geldiğini kabul etmek, ilmî, amelî ve edebî sahalarda teklîfî emirlerin icra ve tatbikine tarafdar olmaktır.

Bütün tekvînî emirleri Ellah’a vermek, tevhîdin gereği olduğu gibi; irade-i insaniyyeden sudur eden ef’al, akval ve ahvali Ellah’a teslim etmek de tevhîdin gereğidir. Çünkü insanın müstakil bir vücudu olmadığından, Hâlık-ı kâinata karşı mükelleftir, sorumludur. Raiyet, keyfe ma yeşa hareket edemez; sahibsiz değildir ve başıboş bırakılmamıştır.[5] Cenab-ı Hak, insanın ihtiyariyle kesbettiği ef’al, akval ve ahvalini nizam ve intizam altına almak için nev-i beşere semavî kitaplar indirmiş, peygamberler göndermiş, evamir ve nevahisini bildirmiştir. Dolayısıyla Arz’ın halifesi olan insan, evamir-i tekvîniyye ve teklîfiyeye iman ve itaat etmek, ahkâm-ı İlahiyeyi ilmî, amelî ve edebî sahalarda icra ve tatbik etmekle mükelleftir.

Hülâsa: Şirk; tekvînî veya teklîfî herhangi bir emri, Ellâh’tan gayrısına vermekle tahakkuk eder. Evet, mevcûdât-ı âlemin veya onlardan birinin halk ve îcâdını, idâre ve tedbîrini Ellâh’dan başkasına, meselâ esbâba, tabîata vermek, meselâ; bir sineğin kanadının kımıldamasını Ellâh’a vermemek şirk olduğu gibi; ahkâm-ı İlâhiyye’den bir hükmü reddetmek de şirktir. Şirk ise, Kur’ân’ın ifâdesiyle zulm-ü azîmdir.[6]

 

(Semendel Yayınlarından “Dâr-ı Şekâvet Cehennem” adlı eserden alınmıştır.)

 


[1] Akidetu’l-Mü’min, 108.

[2] Teysîru’l-Vusûl Şerhu Selâseti’l-Usûl, 49.

[3] et-Tibyân Şerhu Erkâni’l-Îmân, 148.

[4] En’am, 6:33.

[5] Mu’minûn, 23:115; Kıyâme, 75:36.

[6] Lokmân, 31:13.

 

Bu yazi 2641 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2025 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.205 sn. deSen
↑ Yukarı