tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(O kimseler ki imân etmişler,) yani Hazret-i Muhammed (asm)’a indirilen vahy-i İlahinin tümünü birden kalben tasdik edip dil ile ikrar etmişler (ve imanlarına bir zulmü) herhangi bir şirki (bulaştırmamışlardır. İşte) asıl (korkudan) ebedî azaba düşme endişesinden (emin olmak, onlara) halis imâna sahip olan zatlara (aittir.) Onların istikballeri güven içindedir. (Ve hidâyete ermiş olanlar da onlardır.)
(En’am, 6/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Ellahu Teala şöyle buyurdu: Ey Adem oğlu, infak et (malını hayır yolunda sarfet ki) sana da infak olunsun. (Ellah sana karşılığını hem bu dünyada ve hemde ahirette versin.)
(Buhari, tevhid 35, Müslim, Zekat 36)
Dualardan
Ya İlâhî! Sûrî ve ma’nevî bütün güçlüklerimizi kolaylıklara tebdîl, memleketimizdeki maddî ve ma’nevî buhranları huzûr ve sükûna tahvîl buyur.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.
Sözler

PEYGAMBERLERİN TEBLİĞATI

09.01.2020

#HaftanınHutbesi

 

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍ  وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ي جَح۪يمٍ

Aziz Kardeşlerim!

İnsan, bu saray-ı âlemde emsalsiz bir san’at eseridir. Hem de, peygamberler vasıtasıyla iman ve ibadete davet edilmiş mühim bir misâfirdir. Ancak bu misafir, bu saraya çağrılmadan önce bu saray-ı âlem, pek çok gaye ve maksadları ifade etmek için inşa edildi, süslendirildi, mükemmelen tefriş edildi.

İşte bu sarayın kuruluş gayesini bildirmek ve Benî Âdem denilen mükerrem misâfirlerin bu saraya davet ediliş hikmetini anlatmak için, başta Resul-i Ekrem (asm) olarak bütün peygamberler ve onlara ittiba eden bütün ulema, nev-i beşere birer mübelliğ olarak Allah tarafından tayin edildiler. O nuranî mübelliğler de şöyle bir tebliğatta bulundular:

“Ey kafile-i Benî Âdem! Sizler bu saray-ı âlemin Malik’inin davetlisi olarak muvakkat bir süre kalmak üzere bu saraya gönderildiniz. Biz de O’nun birer vazifedar tebliğatçılarıyız. Bu saray-ı âleme davet edilişinizin en mühim gaye ve hikmeti ise iki noktaya dayanmaktadır:

Birincisi: Bu sarayda bulunan acip antika san’atlarına bakıp Sani’lerini tanımak suretiyle O’na iman etmek.

İkincisi: Bu saraydaki sayısız nimetleri görüp o nimetleri in’am eden Mün’im’e şükretmektir. Bu iki noktayı elde tutup hareket eden bir insan kurtulur.

Evet, O Sani-i Kerim, bu sarayda hadsiz antika san’at eserlerini teşhir etmiş ve sayısız nimetleri havi sofralar kurmuştur. O muhterem mübelliğler vasıtasıyla da bu saraya girmenin ve seyrin adabını, uyulması lâzım gelen usullerini, hangi şeylerden ne kadar yenilip içileceğini ve nelerin yasak olduğunu gelen misâfirlerine güzelce tebliğ ettirmiştir.

Bu saraya gelen misafirler de iki kısma ayrıldılar:

Bir kısmı: Peygamberleri ve avenelerini güzelce dinlediler ve itaat ettiler. Saray sahibinin emri ve izni dairesinde hareket ettiler. O saraydaki san’at eserlerinden padişahın mu’cize-i kudretini, nimetlerinden ise hediye-i rahmetini düşündüler. Böylece saray sahibinin rıza ve hoşnudluğunu celbettiler ve daha yüksek lütuf ve ihsanlara mazhar oldular.

Diğer kısmı ise: Sarayın sahibini veya sarayın kuruluş hikmetini inkâr edip isyan ettiler. Heva-i nefislerine tebaiyet edip hayvan gibi yemek ve içmekten başka bir şey düşünmediler. Böylece saray sahibinin gadab ve nefretine müstehak oldular.

Neticede birinci kısım, ebedi saadete nail olurken;  diğer kısmı ise, daimi şekavete düçar oldular. [1]

 


[1] Semendel Yayınlarından “Haşir Risalesi ve Şerhi” adlı eserden alınmıştır.

 

Bu yazi 3122 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2025 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.229 sn. deSen
↑ Yukarı